OP-ED

Her şey niyet etmekle başlar

Benim hatırladığım ve yaşadığım Seda ile ailemin, öğretmenlerimin, arkadaşlarımın gördüğü Seda nasıldı? Herkesin mizacı, ailesi, motivasyon kaynakları ve daha da önemlisi olanakları başka başka. Pek meşhur olmuş 

“Urfa’da Oxford vardı da, biz mi gitmedik?” sözünü ben de şuraya bırakayım. Bu söz başarısızlığın veya eğitimsizliğin suçunu, tamamen başkalarının üzerine atma eğilimindeki büyük kalabalığın içine su serpen bir yaklaşım.  Herkesin olanak anlayışı, beklentisi ve hayalleri farklı olabilir. Çok güzel bir deyimimiz vardır hani “kazın ayağı öyle değil.” Urfa’da Unkapanı mı vardı, gazinolar mı vardı? Yeşilçam, Urfa’da mıydı? Neymiş aslında? Niyet başkaymış. Kafasına koyduğunu yapmış, hedefi doğrultusunda azimle çalışıp başarmış bir sanatçıdan söz ediyoruz. 

Benim bakış açım “Gerçekten elinden gelen bu kadar mı?”
Şimdi insana sorarlar “Aziz Sancar; 1946’da Mardin’in Savur’unda sekiz çocuğun yedincisi olarak, Nobel’e giden yolu bulmuştur. Ne interneti, ne telefonu ve ne Qxford’u? Televizyonun dahi olmadığı bir yaşamdan söz ediyorum. Yani proton nedir demekten vişne çekirdeğini çıkarmanın pratik yoluna kadar, akla gelen her türlü sorunun Google’a sorulduğu zamanlardan, o yıllara dönüp bir bakmalıyız.

Bilgiye bu kadar kolay ulaşılan bir çağda en büyük tehlike galiba bildiğini zannetmek. Bir öğrencimle İngilizce fen dersi çalışıyoruz. “Dünyada en çok bulunan element nedir?” sorusuna “para” diye cevap veriyor. Binlerce öğrenci ile yüz yüze temas kurmuş birisi olarak, halâ şaşıracak yepyeni konular olduğunu üzülerek ve kızarak görüyorum. 

Her tarafımızı bilginin ve sayısız verinin kuşattığı, sosyal medya ve her tür iletişim aracı ile 24 saat ünlü ünsüz herkese yaklaştığınız bir dünyadan Sancar’ın dünyasına, belki ayakkabısının bile olmadığı bir dünyaya bakın.

Kitapçıların, kütüphanelerin, televizyonun olmadığı, radyonun sınırlı yayınları ile geçen yıllar düşünüyorum. Yol yordam öğreneceği yegane kaynakları öğretmenleri ve elbette isteği ve çalışkanlığı ile suladığı bir merakı varmış. Gururumuz Aziz Sancar’ı yakından tanımıyor olabiliriz. İstek, niyet ve çalışma üçgeninin ona ve başaran herkese kazandırdıkları belli.

İşçi bir anne babanın evlatlık edindiği Steve Jobs’un, herkesi hayran bırakan markası Apple’ın başarısı da hayal gücü, istek ve çalışmanın bir eseri. Fiziki olanaklarını ailesinin garajında oluşturan, hedeflerinin peşinde azimli ve çalışkan bir kaşif.

Şiddet, sorumsuzluk ve parasızlık yüzünden yanında küçücük çocuğu ile kocasını terk etmek zorunda kalan da, kitapları 70 dile çevrilmiş olan meşhur Harry Potter serisinin yazarı J.K. Rowling’den başkası değil. Devletin verdiği 300 sterlinlik yardımla geçinemeyeceğini anlayan ve bugün 1 milyar dolarlık serveti ile en zenginler arasında yer alan ama daha önemlisi isteği, azmi ve çalışması ile yedi kitabında 4500 sayfalık bir macerayı dünyaya anlatmayı başarmış bir anne.

Demem o ki, bugünün dünyasında insana sorarlar “Gerçekten elinden gelen bu kadar mı?”

©2020 - Seda Yekeler